Hamile sevgilisini bir mesajla terk edip başkasıyla evlenmişti: Kayıplara karışan ünlü oyuncu dört yıl sonra ilk kez görüntülendi

ZİRVEDEYKEN EMEKLİ OLDU
İşte rol aldığı filmlerde çizdiği kompozisyonlar ile hafızalara kazınan, hatta aynı ödüle üç kez değer görülen tek kişi olarak tarihe geçen ünlü oyuncu da bunlara bir örnek.

Ama hemen aklınıza, ailesinin ünlü soyadı sayesinde kariyer yolculuğuna başlayan “nepo bebekleri” gelmesin. Çünkü birazdan anlatacağımız ünlü, ilk bakışta öyle görünse de onlardan biri değil. Doğuştan sahip olduğu yeteneğini, eğitimle bütünleştiren ve kamera karşısına geçtiğinde sadece bedeniyle değil ruhuyla oynayan bir oyuncuydu o. Kamera karşısında yarattığı karakterler de birkaç neslin hafızasında silinmez izler bıraktı.

Geçmiş zaman kullandık çünkü o ünlü oyuncu, 2017 yılında kendi isteğiyle kameraların karşısından uzaklaştı ve emekli oldu. Başka bir deyişle söylersek mesleğini kelimenin tam anlamıyla “zirvede bıraktı.”

EN İYİ AKTÖR DALINDA ÜÇ KEZ OSCAR ÖDÜLÜ KAZANDI
Sözünü ettiğimiz bu ünlü ve asla hafızalardan silinmeyecek oyuncu Daniel Day Lewis. 1990 yılında My Left Foot (Sol Ayağım), 2008’de There Will Be Blood (Kan Dökülecek) ve 2012 yılında da Lincoln adlı filmlerde gösterdiği performans nedeniyle en iyi erkek oyuncu dalında Oscar kazanan Day Lewis, 2017 yılında “artık emekli olacağını” açıklamıştı. Söylediğini de yaptı.

Son olarak rol aldığı Phantom Thread adlı filmin ardından, oyunculuğa veda edeceğini açıklarken durumu tek bir cümleyle özetledi o dönemde Day Lewis: “Bu, yapmam gereken bir şeydi.”

DÖRT YIL SONRA İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİ
Daniel Day Lewis, kendi isteğiyle emekliye ayrıldıktan sonra da uzun süre ortalıkta görünmedi. Zaten en şöhretli olduğu zamanlarda bile fazla göz önünde olmayı sevmezdi. Emekliliğini ilan ettikten bir yıl sonra yani 2018’de New York’ta bir parkta kendi başına oturup yemek yerken objektiflere takılan Daniel Day Lewis’e o günden bu yana hiçbir fotoğrafçı rastlamamıştı.

İnzivaya çekilen Daniel Day Lewis tam dört yıl sonra ilk kez yine New York’ta görüntülendi.. 66 yaşındaki Day Lewis, günlük rahat kıyafetler içindeydi. Dış görünüşüyle ilgili olarak en çok dikkat çeken ayrıntı ise tamamen griye dönmüş saçlarını uzatmasıydı. Yanında ise karısı Rebecca Miller vardı.

Daniel Day Lewis, görüntülendiğini fark etti etmesine ama herhangi bir tepki vermedi. Hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.

SON OLARAK PHANTOM THREAD ADLI FİLMDE OYNADI
Kelimenin tam anlamıyla spot ışıklarından uzakta bir yaşam süren Daniel Day Lewis, emeklilik kararını nasıl aldığını da bir röportajında anlatmıştı. Zaten ondan sonra da ne ortalarda göründü ne röportaj verdi.

W dergisine verdiği röportajda en son rol aldığı Phantom Thread’ı kast ederek “Filmi yapmadan önce, oyunculuğu bırakacağımı hiç düşünmemiştim. Film çekimlerine başlamadan önce Paul Thomas Anderson ile çok güldüğümü hatırlıyorum. Ardından gülmeyi bıraktık çünkü ikimiz de aniden gelen bir üzüntüyle boğuşmaya başladık. Bu bizi şaşırttı. Ne yarattığımızın farkında değildik. Yaşaması zor bir şeydi. Ve hala da öyle hissettiriyor” sözleriyle bu kararı nasıl aldığını anlatmıştı.

Ünlü oyuncu, rol aldığı Phantom Thread’in oyunculuğu bırakma nedeni olarak görülmesini istemediğini belirtip “Ancak bu yapmam gereken bir şeydi” diye konuşmuştu.

HİSSETTİĞİ BÜYÜK ÜZÜNTÜYE RAĞMEN BU KARARI ALDI
Kendi kuşağının en başarılı oyuncularından biri olarak nitelendirilen Daniel Day Lewis, 2017’de emekli olma kararı aldığını ve “içinde hissettiği büyük üzüntüye rağmen” bunu yaptığını söylemişti. Bu konuda anlattıkları şöyle: ” Bırakma dürtüsü içimde kök saldı, bir zorlama haline geldi.”

O söyleşide gerçek duygularını ve kafasındaki soru işaretlerini de şöyle ifade etmişti Day Lewis: “Daha iyi hissediyor muyum? Henüz değil. Büyük bir üzüntü duyuyorum. Mesleğe başladığımda bu benim için bir kurtuluş meselesiydi. Şimdi dünyayı farklı bir şekilde keşfetmek istiyorum.”

ÜNLÜ YAZARIN KIZIYLA EVLİ
Daniel Day Lewis, aslına bakılırsa ünlüler dünyasının en uzun süreli evliliklerinden birinin de kahramanı. 1996 yılından bu yana yazar ve film yapımcısı Rebecca Miller ile evli. Çiftin bu evlilikten 24 yaşında Ronan ve 21 yaşında Cashel Blake adında iki tane erkek çocuğu bulunuyor.

Bu arada 60 yaşındaki Rebecca Miller’ın ünlü Amerikalı yazar Arthur Miller’ın, Avusturyalı fotoğrafçı Inge Morath ile yaptığı evlilikten dünyaya geldiğini de not düşelim.

Daniel Day Lewis, 1999 yılından bu yana eşi Rebecca Miller ve iki oğluyla birlikte uyumlu bir hayat sürdürüyor. Ama ondan önce yaşadığı ve özellikle ayrılma tarzıyla çok konuşulan başka bir ilişkisinden de bir oğlu daha bulunuyor.

Rebecca Miller’ın babası, yani Daniel Day Lewis’in 2005 yılında ölen kayınpederi, sinemanın efsane sarışını Marilyn Monroe ile de bir evlilik yapmıştı.

HAMİLE SEVGİLİSİNİ BİR MESAJ GÖNDEREREK TERK ETMİŞTİ
Daniel Day Lewis, 1989 ile 1995 yılları arasında bir dönem dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak nitelendirilen Fransız yıldız Isabelle Adjani ile çok konuşulan bir aşk yaşadı. İkisi de gençliklerinin ve kariyerlerinin doruğunda olan oyuncuların aşkı dönemin magazin sayfalarından hiç eksik olmadı.

Fakat Adjani, oğulları Gabriel Kane’e hamileyken Day Lewis, ona bir faks mesajı göndererek ilişkiyi bitirdi. Sonra da Isabelle Adjani ile yaşadıklarını “Dünyanın en inişli çıkşlı ilişkisiydi” diyerek özetledi.

ANNE TARAFINDAN DEDESİ SİNEMACIYDI
29 Nisan 1957 yılında İngiltere’de dünyaya gelen Daniel Day Lewis, biraz önce de söylediğimiz gibi sanatın farklı dallarında etkinlik gösteren bir ailenin üyesiydi. Babası Cecil Day Lewis, İngiliz hükümeti tarafından devlet törenleri için şiir yazması amacıyla atanmıştı. Annesi Jill Balcon ise bir oyuncuydu.

Anne tarafından dedesi Michael Balcon da İngiltere’de ülke sinemasının önde gelen isimlerinden biriydi. Tam adı Daniel Michael Blake Day-Lewis olan oyuncunun ablası Tamsin ise bir belgesel yapımcısıydı.

Daniel Day Lewis’in çocukluk yılları, ailesinin Londra’dan taşındığı Greenwich’teki Crooms’s Hill’de geçti. Daniel, 15 yaşına geldiğinde babasını kaybetti. O doğduğunda babası Cecil, 53 yaşındaydı. Sağlık sorunları nedeniyle oğluyla çok ilgilenemedi. Büyürken babasıyla derin bir ilişki kuramayan Daniel sonradan bu durumdan büyük bir üzüntü duyduğunu gizlemedi.

EFSANE GİBİ ANLATILAN ‘HAYALET’:  Bu arada Daniel Day Lewis ile ilgili “efsane gibi” anlatılan ilginç bir olay var. Buna göre 1989 yılında National Theatre’da Hamlet’te rol alıyordu Day Lewis. O sırada da sahnede babasının hayaletini gördü. Kendisi henüz 15 yaşındayken kaybettiği babası sahnede oturup onu izliyordu. Bunun üzerine Day Lewis sahneyi terk etti ve bir daha oyuna dönmedi. Fakat Daniel Day Lewis yıllar sonra bu anlattığının gerçeklikten ziyade bir metafor olduğunu söylemişti.

‘CENNETTE OLMAK GİBİ BİR DUYGU’
Aslına bakılırsa Daniel, büyüme çağındayken yaramaz bir çocuktu. Arkadaşlarıyla birlikte kabadayılığa özeniyordu, onlar gibi davranıp konuşuyordu. Hatta sonradan o dönemde marketlerden hırsızlık yaptığını da söylemişti.

Ailesi onun bu asi ve yaramaz tavırlarıyla başa çıkamayınca bir yatılı okula gönderdi. Ama Daniel oradan nefret etti. O zorlu yıllarda iki alana tutkuyla bağlandı: Ağaç işçiliği ve oyunculuk! Henüz 14 yaşındayken de ilk sinema deneyimini yaşadı.

John Schlesinger’ın imzasını taşıyan 1971 tarihli Sunday Bloody Sunday adlı filmde küçük bir rolle kamera karşısına geçti. Sonra da oyunculuğun nasıl kanına girdiğini şöyle anlattı: ” Cennette olmak gibi bir duygu”

ÇIRAKLIK BAŞVURUSU KABUL OLMAYINCA TİYATROYA DÖNDÜ
Daniel Day Lewis’in bazı şeylerden kolayca vazgeçebilme eğilimi daha gençlik yıllarında kendini göstermeye başladı. Petersfield’daki Bedales School’u bitirdikten sonra National Youth Theater’da çalışmaya başlayan Day Lewis, sahnede çok başarılı bulundu. Ama sahne arkasını sevmediği için doğramacılık yapmaya karar verdi.

İşte o dönemde hayatını değiştiren, onu bugünlere getiren bir gelişme oldu. Ağaç doğramacılığı konusunda beş yıllık çıraklık için yaptığı başvuru reddedildi. O da bunun üzerine Bristol Old Vic Tyatro Okulu’na kayıt oldu. Üç yıllık eğitimin ardından kendisine sinemadaki ilk büyük kapıyı açan In The Name of the Father (Babam için) filminde karşılıklı oynadığı Pete Postlethwaite ile orada tanıştı. Day Lewis, Postlethwaite’ın yedek oyuncusuydu.

UNUTULMAZ PERFORMANSLAR
O arada bazı yapımlarda ufak tefek rollerde oynadı. Sonra da seyircinin hafızasına kazınan My Beautiful Laundrette (Benim Güzel Çamaşırhanem), A Room with a View (Manzaralı Oda) geldi. Milan Kundera’nın aynı adlı eserinden uyarlanan The Unbearable Lightness of Being’de (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği) filminde Juliette Binoche ile karşılıklı nefes kesen bir performans sergiledi.

1989 yılında ise yönetmenliğini Jim Sheridan’ın üstlendiği My Let Foot (Sol Ayağım- yukarıda) onun hayatı ve kariyeri için bir sıçrama noktası oldu. Bu filmle en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandı.

The Last of the Mohicans (Son Mohikan) The Age of Innocence (Masumiyet Çağı) In The Name of the Father (Babam İçin), Gangs of New York (New York Çeteleri) Lincoln, There Will Be Blood (Kan Dökülecek) Daniel Day Lewis’in zengin filmografisinde yer alan yapımlar. 2017 tarihli Phantom Thread’ın ardından emekli olan Day Lewis, bir dönem, filmlerinde kılıktan kılığa girmesi nedeniyle “İngiltere’nin Robert De Niro’su olarak nitelendiriliyordu. Ama Robert De Niro bu konuda “Şampiyon Daniel” demişti.

İÇİNDE HEP ‘ÇEKİP GİTME’ DUYGUSU VARMIŞ
Geçmişe bakıldığında Daniel Day Lewis’in 2017’deki emeklilik kararından çok önce zaman zaman “bırakıp gitme” duygusuna kapıldığı görülüyor. Bunun örneklerinden birini de 1997 yılında The Boxer adlı filmin çekimleri tamamlandıktan sonra sergilemişti.

Film bitinceoyunculuktan sonraki tutkusu olan ağaç oymacılığıyla ilgilenmek için İtalya’nın Floransa kentine taşındı. Daha o dönemde oyunculuğa dönmek istemediğini söylemişti. Hatta Day Lewis, o yıllarda ayakkabı tamirciliğine bile yöneldi.

Onu kamera karşısına dönmeye ikna eden de yönetmen Martin Scorsese oldu. 2002 yılında Gangs of New York (New York Çeteleri) filminde rol teklif etti. Daniel Day Lewis’in ise tek şartı vardı: Filmin İtalya’da çekilmesi. Scorsese bunu kabul etti. Day Lewis de o filmdekiBill “The Butcher” Cutting rolünde etkileyici bir performans sergiledi. New York Çeteleri döneminde 10 dalda Oscar adayı oldu.

Tabii ki film İtalya’da, Roma’daki ünlü Cinecitta Stüdyoları’nda çekildi!