Dr. Muhammet Avcil, ilaç ve bioteknoloji sektörünün geleceğini yorumladı

Biyoteknoloji’nin günlük hayatımızdaki yeri nedir ve neden bu alanda yatırım yapmayı seçtiniz?

Biyoteknolojinin başlıca amacı insan hayatının kalitesini arttırmaktır. Biyoteknoloji son yıllarda tıbbi konularda çok büyük ilerlemeler göstermiştir, hastalıkların teşhis ve tedavisinde büyük yol kat edilmiştir. Biyoteknolojik ürünler; dünya ilaç pazarındaki yerini gittikçe güçlendirmektedir. 2000 yılında dünya ilaç pazarının %10’una sahip olan bu ürünlerin payları bugün %20’lere yaklaşmış durumdadır. Sentez kimyasıyla üretilen ürünler gittikçe azalmakta, birçok firma biyoteknoloji alanına girmek için adım atmaktadır. Gittikçe modernleşen, teknolojikleşen yeni dünya düzeninde biz de güçlü bir şekilde yerimizi almak için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

 

Bioteknoloji alanındaki yatırımlarınızdan ve farkınızdan bahseder misiniz biraz?

Aldığım tüm eğitimler, profesyonel sertifikalar ve is tecrübeleri tamamen ileride bir biyoteknoloji şirketi kurmak ve yönetmek üzere tasarlanmıştı. Sussex Üniversitesinde Moleküler Tasarım üzerine yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra ayni üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmalarıma devam ettim. Daha sonra İlaç Tasarımı ve Geliştirilmesi üzerine Sussex Üniversitesi ve Imperial College London’da doktora eğitimimi tamamladım ve bu alanda çalışmalarıma devam ettim. Bir Start-up şirketinin kurulması için teknik bilginin yanında işletme ve finans bilgilerine de sahip olmanız gerekmekte bu nedenle Oxford ve Harvard gibi üniversitelerden gerekli eğitimleri aldıktan sonra Imperial Bioscience şirketini 2017 yılında kurdum. Farkımıza gelince; Imperial Bioscience tek bir misyon ile çalışmalarını yürütür: Bilimi, teknolojiyi ve estetiği; güzellik ve sağlık için bir araya getirmek. Yenilikçi ve patentli mikro-yapı teknolojisiyle üretilen ürünlerimiz, cilt bariyerinin üstesinden gelerek, doğrudan cildin altındaki dokuya derinlemesine nüfuz eder. Yüksek performansı ile

maksimum etkili sonuçlar sağlar. Sanırım en büyük ve güçlü farkımız bu. Hatta bu farkımızla sektör lideri olduğumuzu söyleyebilirim.

 

Bioteknoloji alanında yenilikçi olmak gerekli sanırım. Bu sektörde sizler neler yapıyorsunuz?

Patentli ve ödüllü Mikro-Yapı teknolojimiz ile kozmetik ve ilaç sektörlerine çok büyük yenilikler getirdik. Kozmetik sektöründe LUNA Microcare® London markası altında, 18 ülkede satışını gerçekleştirdiğimiz 3 farklı ürünümüzle bulunmaktayız. Pek çok üstün özelliğe sahip mikro-yapı teknolojisini kozmetik sektöründen sonra ilaç sektöründe de hayata geçirmek için içerisinde bulunduğumuz küresel krize rağmen çalışmalarımızı tüm hızıyla devam ettirmekteyiz.

 

Rekabetin yoğun olduğu kozmetik ve ilaç sektörlerinde neler yapıyorsunuz?

Yenilikçi ve patentli Mikro-Yapı teknolojimiz ile ilaç ve kozmetik sektörlerine çok büyük yenilikler getirdik. Ürünlerimizde kullandığımız çözünen Mikro-Yapılar, insan saçının yaklaşık 1/3’ü kalınlığında ve temel olarak hyalüronik asit olarak adlandırılan bir biyopolimerden oluşan küçük koni benzeri yapılardır. Hyalüronik asit doğal bir maddedir ve kolaylıkla çözünebilme özelliğine sahiptir. Hyalüronik asitten oluşan bu Mikro-Yapılar aktif bileşenler için bir rezervuar oluşturur ve bu aktif bileşenleri güvenli ve etkili bir biçimde deri altına aktartır.

 

Korona virüsün, özellikle tedarik zinciri üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle üretim ve ilaca ulaşım açısından tehdit oluşturuyor. Sizi nasıl etkiliyor bu durum?

Mikro yapıların kullanım kolaylığı, profesyonel sağlık çalışanlılarına olan ihtiyacı en aza indirirken, verilen sağlık hizmetlerinin yaygınlaşmasını ve kolay ulaşılabilir olmasını da sağlayacaktır. Bu yöntemle, başta çocuklar olmak üzere; iğne korkusu olanlar kolaylıkla tedavi edilebilecektir. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda aşılanma oranlarının artırılması hedeflenmektedir. Mikro-yapılar sayesinde ilaç ve aşıların raf ömürlerinin uzatılması, soğuk zincir ihtiyacının en aza indirilmesi, hipodermik iğneye bağlı yaralanmaların ve çapraz kontaminasyonların önlenmesi mümkün olacaktır. Kullanım sonrası tıbbi atık oluşturmadığı için de çevre dostu olacaktır. Bu hedefi gerçekleştirebilmek için çok çalıştığımızı

söyleyebilirim. Önemli olan hayal ettiklerinizi gerçekleştirebilme gücünü ve çalışkanlığını gösterebilmenizdir. Biz ekip olarak böyle düşünüyoruz

 

Covid-19 salgınından sonra tüketici alışkanlıkları tümüyle değişti. Kozmetik sektöründe değişen tüketici alışkanlıklarını yorumlar mısınız?

Covid-19 sebebiyle her sektörde olduğu gibi kozmetik alanında da zorlu bir süreç var önümüzde aşılması gereken. Hepimiz evlerimize kapanmış durumdayız. Güzellik merkezlerine gitmeye de çekiniyoruz. Kişisel bakımımızı evlerimizde yapmaya başladığımız şu günlerde insanlar etkisi güçlü fakat evde uygulanabilir pratik ürünler arıyorlar. Evden dışarı çıkmadan yani sağlığınızı tehlikeye atmadan güzelleşme imkanı sunan LUNA Microcare® bantları şuan çok revaçta. Sanırım 2021 de trend herkesin evde kolaylıkla uygulayabildiği bakım ürünlerine kayacak. Bu anlamda sektörün öncüsü olmak bizi tabi ki çok mutlu ediyor.

 

Kozmetik sektöründe farklılaşmak için neler yapılması gerekli? Siz şu anda yönettiğiniz markalarda farklılık adına hangi stratejileri uyguluyorsunuz?

Her sektörde olduğu gibi kozmetik sektörü de rekabetin yoğun yaşandığı alanların başında geliyor. Özellikle omni-channel bir yapıya sahipseniz hem online hem offline tarafınızı paralel bir şekilde büyütüp geliştirmek zorundasınız. Diğer sektörlerden farklı olarak kozmetik ve ilaç sektörü, genel anlamıyla insan sağlığı ile doğrudan bağlantılı olmasından dolayı diğer ürünlerin pazarlanmasından ve reklamının yapılmasından farklı düzenlemelere tabidir. Bilhassa Avrupa’da sağlık hizmetleri genel anlamı ile bir “tüketim” yolu olarak değerlendirilmemektedir. Bu kapsamda reklam ve pazarlama yöntemlerine yönelik oldukça katı kurallar söz konusu olmaktadır. LUNA Microcare® London markası altındaki tüm ürünlerimizin etkinlikleri dünyaca ünlü enstitülerde klinik olarak kanıtlanmış olduğundan dolayı biz pazarlama stratejimizi tamamen elimizdeki bilimsel ve rasyonel sonuçlar ile ilişkilendirerek inşaat etmekteyiz. Bu yüzden pazarlama stratejisi olarak kısa süreli dikkat çeken ama uzun vadede kalıcı başarı getirmeyen, kitleler tarafından sıkıcı ve klişe olarak adlandırılan geleneksel pazarlama yöntemleri yerine; ürünlerimizin klinik sonuçlarını öne çıkararak ürünlerimizi kullandıktan sonra tam olarak ne beklemeniz gerektiğini size doğru ve şeffaf bir şekilde aktaran bir yol seçmekteyiz.

Dijitalleşen dünya, kozmetik sektöründeki trendleri de değiştirecek mi? Özellikle alışveriş yöntemini. Eskiden denemeden ürün almayan bizler şimdi online kanallardan alış veriş yapıyoruz. Dijitalleşme kozmetik sektörünü nasıl etkileyecek sizce?

Kozmetik sektörü dijital pazarlama faaliyetlerinin en yoğun gerçekleştiği alanların başında yer alıyor. Sadece tanınmış markaların değil, piyasaya yeni giren markaların da hızlı büyümesinin en önemli sebeplerinden biri aslında dijital pazarlamadır. Bu pazarlama tekniği marka ve tüketiciler arasında uzun süreli ve sağlam ilişkiler oluşturabilen kilit noktaları bünyesinde barındırdığı için sadece kozmetik sektörü için değil diğer birçok sektör için de büyük önem taşımaktadır. Fakat kozmetik ve kişisel bakım ürünleri toplumun her kesimine hitap ettiği için dijital pazarlama faaliyetleri ile ulaşılabilecek kitle çok daha geniştir. Öğleki, bugünlerde hepimiz sosyal mecralarda günde en az bir kez kozmetik veya kişisel bakım ürünlerinin reklamlarına rastlıyoruz.

Dünyadaki kozmetik sektörüne bakarsak Türkiye, Dünya pazarında nerede? Genel olarak kozmetik sektörünü değerlendirebilir misiniz?

Kadınlar gün geçtikçe toplumda daha fazla ön plana çıkmaya ve iş hayatında hak ettikleri rolleri almaya başladıkça, kadınlara hitap eden sektörlerde fazlalaşmaya başladı. Bu sektörlerin başında kozmetik ve kişisel bakim sektörü gelmektedir. Kozmetik ve kişisel bakim sektörünün son yıllarda ivme kazanmasında çalışan kadın sayısındaki artışının yansıra, yükselen yaşam standartları, sosyal medya kullanımındaki artış, kentleşme ve bireylerin, kadın veya erkek fark etmeksizin, genç ve çekici bir görünüme sahip olma isteği gibi nedenler öncülük etmektedir.

Dünyada kozmetik ve kişisel bakım alanında ihracat ve ithalat rakamlarına baktığımızda ise ilk sırayı “Güzellik, Makyaj ve Cilt Bakım Ürünleri” almaktadır. Kozmetik sektöründe ihracatta lider ülkenin bir çok alanda olduğu gibi yine ABD olduğunu görmekteyiz. Almanya ve Fransa gibi diğer sektör lideri ülkelerde yerli üretimlerin on plana çıkmasına rağmen, Türkiye’de ülke içinde kullanılan kozmetik ürünlerinin sadece %10’luk kısmı Türkiye’de üretilmektedir. Geri kalan kısım ithalat olmaktadır. Türkiye’de üretilen kozmetik ürünlerinin Ar-Ge’lerine daha fazla önem verilmeli ve uluslar arası pazarlara girebilecek daha yenilikçi ürünlerin geliştirmesi gerekmekte. Ben şahsen Türk markalarının uluslar arası pazarlara girebilecek ve bu pazarları domine edecek potansiyele sahip olduklarına inanıyorum.

Hanımların kozmetik- bakım ürünleri alırken dikkat etmeleri gerekenler neler?

Kozmetik ve kişisel bakim ürünleri başlangıçta sadece kişinin ruh halini düzeltmek amacıyla üretilmiş olsalar da, son yıllarda bilim ve gelişen teknoloji ile birlikte cildin yaşlanma belirtilerini geciktirmeyi, cildimizde oluşabilecek zararları önlemeyi ve onarmayı hedefleyen ürünler de geliştirilmiştir. Çok geniş kapsamlı olan ve geniş kitlerce kullanılan kozmetik ve kişisel bakim ürünleri doğru seçilmezse faydadan çok zarar getirebiliyor! Yanlış kozmetik seçimi; kozmetik tahammülsüzlüğü, egzama, akne, cilt tonunda renk değişikliği, alerjik reaksiyonlar ve ciltte hassasiyet gibi yan etkilere neden olabiliyor. Bu etkilerin bir kısmı ürün kullanımından hemen sonra gelişebilir, bir kısmıysa kullanımdan uzun bir süre sonra başlayabilir.

Kozmetik ve kişisel bakim ürünleri alırken öncelikle cilt tipine ve kullanılacak bölgeye uygun ürün seçmeye özen gösterilmelidir. Örneğin göz çevresine o bölge için hazırlanmış ürün dışındaki kozmetiklerin uygulanmamasına önem verilmelidir. Ürünlerin dermatolojik olarak test edildiğine, alerji testerelinin ve zararlı madde testlerinin yapılıp yapılmadığına dikkat edilmelidir. Klinik olarak test edilmiştir ibaresi içeren ürünler hatta erişimi mümkünse Klinik Onaylı ürünler seçilmelidir.