Deprem davaları ve müteahhitlerle yapı denetçilerinin tazminat sorumluluğu

Hukukçu Prof. Dr. Umut Yeniocak, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından açılan tazminat davalarında mevzuattaki gelişmeleri ve farklı durumlardaki uygulama örneklerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Bugünlerde hukuk camiasında, deprem kaynaklı zararların tazmini talebiyle açılacak tazminat davaları için hummalı bir hazırlık yapılıyor. Depremden doğan zararlarla ilgili olan bu davalarda tazminat sorumluluğu bakımından özellikle iki grup öne çıkıyor: Müteahhitler ve yapı denetçileri. Mevzuatımız, müteahhitlerin basiretli olmalarını yani inşaat faaliyetlerinde öngörülü ve tedbirli davranmalarını; inşaat yapılan zeminin, kullanılan inşaat tekniğinin ve malzemenin uygun olup olmadığını, hangi riskleri barındırdığı konusunda iş sahibini uyarmaları gerektiğini; aksi halde ortaya çıkacak zararlardan sorumlu olacağını söyler. Aynı şekilde yapı denetimlerinde görev alan kişiler de görevlerini teknik kurallara ve mevzuata uygun şekilde yerine getirmemeleri halinde, oluşan zararlardan doğrudan sorumludur. 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ortaya çıkardığı manzara, ülkemizde inşaat sektörünün önemli bir bölümünün mevzuata ve teknik gerekliliklere uygun bir faaliyet yürütmediği; mevcut sistemin ve yaptırımların yeterli olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı.

Mevzuattaki gelişmeler

Bu alanda yaşanan önemli mevzuat gelişmelerinden biri 2001 tarihli Yapı Denetimi Kanunu’dur. Bu kanuna göre, kanun kapsamına giren tüm yapılar yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir. Görevlerini gereği gibi yerine getirmeyen yapı denetim kuruluşlarının yöneticileri, ortakları, denetçi mimar ve mühendisleri ile proje müellifleri[1], laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi sorumlu tutulmuştur.

Müteahhitlerin ve yapı denetçilerinin hukuki sorumluluğunun 2 yönü bulunuyor. Cezai sorumluluk ve tazminat sorumluluğu. Yani bu kişiler bir yandan görevlerini ve işlerini gereği gibi yapmamaları sebebiyle insanların yaralanmasına veya ölümüne sebep olmak suçlamasıyla ceza mahkemelerinde yargılanacak; diğer yandan ise zarar görenlerin açtığı tazminat davaları görülecek.

Zarar gören kişi ile müteahhit ya da yapı denetçisi arasındaki ilişkiye göre açılacak davanın dayanağı değişir. Örneğin depremde yıkılan evini ya da iş yerini müteahhitten satın alan ya da para karşılığı müteahhide ev inşa ettiren kişi, inşaatın teknik gerekliliklere ve mevzuata uygun yapılmadığı gerekçesiyle müteahhide karşı tazminat davası açabilecektir. Aynı inşaatın denetiminde görev yapan yapı denetçisi firma da denetim görevini gereği gibi yerine getirmediği için müteahhitle birlikte sorumlu olur. Bu sebeple, açılacak tazminat davası her ikisine birlikte açılır.

Farklı senaryolar

Ancak senaryo her zaman bu kadar basit olmaz. Örneğin yıkılan binanın önüne tesadüfen park edilen bir aracın üzerine yıkılan bina nedeniyle kullanılamaz hale gelmesi durumunda, araç sahibi, daha önce hiç tanımadığı, herhangi bir ilişkisi bulunmayan müteahhit ve yapı denetim firmasına karşı yine tazminat davası açabilir. Çünkü hukuka aykırı bir eylemde bulunan müteahhit ve yapı denetçisi, deprem anında yıkılan binanın önüne park eden araç sahibinin mülkiyet hakkına zarar vermiş olur. İşte mülkiyet hakkına, hukuka aykırı bir şekilde müdahale edilen otomobil sahibi bu hukuki sebeple müteahhit ve yapı denetim firmasına karşı, “haksız fiil” dediğimiz hukuki sebebe dayanarak tazminat davası açabilecektir. Şayet araç sigortalıysa ve sigorta şirketi zararı karşılamışsa bu durumda sorumlu kişilere karşı aynı tazminat (rücu) davası sigorta şirketi tarafından açılabilecektir.

Yaşanan başka acı örneklere de bakacak olursak, depremin olduğu gece bir otelde konaklayan müşteriler otelin yıkılmasıyla yaralanmış ya da hayatını kaybetmişse burada binanın yapımında kusuru bulunan müteahhit ve yapı denetimi görevini gereği gibi yerine getirmeyen yapı denetim firması sorumlu olacağı gibi, bunlarla birlikte oteli işleten kişi ve ayrıca binanın maliki de sorumlu olacaktır. Açılacak tazminat davası tüm bu kişilere karşı birlikte açılacak ve mahkemenin vereceği tazminat kararından tüm sorumlular “müteselsilen” sorumlu olacaktır. Müteselsil sorumluluk basitçe, bu kişilerin hepsinin tazminatın tamamından sorumlu olacağı anlamına gelir. Herhangi biri, “benim sorumluluğum yüzde 10” diyerek tazminatın yüzde 10’unu ödeyip sorumluluktan kurtulamayacak, tazminatın tamamı zarar görene ödenene kadar hepsi sorumlu kalmaya devam edecektir.

Zaman aşımı süresi

Bu davalarda akla gelen sorulardan biri, yıllar önce yapılan binalarda zaman aşımı süresinin dolup dolmadığıdır. İnşaatın üzerinden çok zaman geçtiği için artık müteahhit ya da yapı denetçisinin sorumluluktan kurtulmasının mümkün olup olmadığı merak ediliyor. Özellikle 1999 Marmara depreminden sonra bu konu hukuk camiasında ve yargı kararlarında çokça tartışıldı. Sonuç olarak bu hususta verdiği kararlarda Yargıtay, zaman aşımının binanın inşa edildiği tarihten değil depremin meydana geldiği tarihten itibaren başlayacağı yönünde bir içtihat geliştirdi.

Ancak 2000’li yıllarda verilen bu kararlardan sonra önemli bir mevzuat gelişmesi yaşandı. 2012 yılında yeni Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girdi. Bu kanunda haksız fiil davalarında zaman aşımı süresinin fiilin işlendiği tarihten itibaren azami 10 yıllık bir süreyle sınırlı olduğu açıkça belirtildi. İnşaat işlerinde fiilin işlendiği tarih inşaatın tamamlandığı tarihtir. Dolayısıyla ilgili kanun maddesini okuduğumuzda ilk bakışta, 10 yıllık azami zaman aşımı süresinin bu tarihten itibaren başlaması gerektiği, dolayısıyla depremden geriye 10 yıldan daha önce inşa edilen binalarda zaman aşımı süresinin dolduğu anlaşılıyor. Ancak konu bu kadar net değil.

Bu kanun tasarı aşamasında iken aslında haksız fiildeki azami zaman aşımı süresi 10 yıl değil 20 yıldı. Fakat daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Komisyonunda bu maddeye müdahale edilerek süre 10 yıla indirildi. Adalet Komisyonu bu değişikliğin gerekçesini yazarken Yargıtayın deprem kararlarına atıf yaparak “Zaman aşımı zaten inşaat tarihinden değil zararın ortaya çıktığı andan (yani depremden) itibaren başladığına göre, bu maddedeki zaman aşımı süresini 20 yıl yapmanın bir gereği yok.” dedi.

Sonuç olarak, TBMM Adalet Komisyonunun bu gerekçesine ve Yargıtayın eski içtihatlarına baktığımızda, bugün itibarıyla deprem sebebiyle açılacak tazminat davalarında Yargıtayın zaman aşımı süresini yine deprem tarihinden itibaren başlatacağını; müteahhitlerin ve yapı denetçilerinin zaman aşımı savunmalarını reddedeceğini tahmin etmek mümkün.

Davalar ne zaman biter?

Ancak, bu davaların ne zaman biteceği ve davalar kazanılsa bile sorumlulardan tazminat tahsil edilip edilemeyeceği çok önemli konulardır. Yargı sistemimizin yoğunluğu ve ağırlığı sebebiyle bu davalardan sonuç almak maalesef uzun yıllar alacaktır. Üstelik dava kazanılsa bile sorumlu tutulan müteahhit ve yapı denetçilerinden bu tazminatların tahsil edilebileceği hususu da şüpheli. Çünkü sorumlu kişilerin mal varlıklarını elden çıkarmalarını önlemek üzere acilen bir tedbir kararı alınmazsa, bu kişiler tazminata mahkum olsalar bile mal varlıklarını elden çıkarmışlarsa tazminatın tahsili çok güç.

Bu sebeple, deprem mağdurlarının bu sürecin sonunda bir kere daha mağdur olmamalarını sağlamak üzere, örneğin deprem kaynaklı tazminat davalarının hızlı bir şekilde tamamlanması için özellikle delillerin toplanması ve mahkemelere ulaştırılması konusunda idari birimlerin iyi organize olması, hakim ve personel sayısının artırılması, müteahhitlerin ve yapı denetim firmalarının mal varlıklarını başkalarına devretmesinin engellenmesi gibi birtakım önlemlerin zaman kaybetmeden alınması gerekir. Aksi halde, depremzedeler davaları kazansa bile geç gelen adalet kimsenin bir işine yaramayacak.

[1] Mimarlık, mühendislik tasarım hizmetlerini iştigal konusu olarak seçmiş, yapının etüt ve projelerini hazırlayan kişi anlamına gelir.

[Prof. Dr. Umut Yeniocak, Yeniocak Sözleşme Akademisi, Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.